Araştırmalara göre bir müşteri daha önce uğramadığı bir mağazaya girdikten sonra, 8 saniye içinde o mağazada kalma ya da gitme kararını veriyor.
Müşteri, mağazaya girmeden önce mağazanın reklâmını ya da logosunu görmüş ya da yolda yürürken dikkatini çekmiş olabilir. Her koşulda ancak mağazaya girdiğinde gerçekçi bir izlenim edinebiliyor ve nihai kararını veriyor. Ne yazık ki kötü izlenimler iyi olanlardan daha kalıcı oluyor.
Marka, müşterinin kafasına ilk önce reklâmla girer. Mağazaya girdiğinde, binaya, vitrine, içeri giren müşteri profiline bakar, algı oluşmaya başlar. Ancak mağazaya girmeden bu algı tamamlanmaz. Mağazanın (ya da markanın) reklâmı, vitrini ve içi de aynı şeyi anlatıyorsa algı tamamlanır. Yani son nokta mağazaya girdiği andan itibaren 8 saniyede yaşadığı deneyimlerdir. 8 saniye, daha önceki algıyı, mağazanın ambiyansı ile sentezleyip bir karara varmak için yeterlidir. Ya kalınacak ya da gidilecektir.
Müşteri mağazaya, girişten itibaren başlayan ana koridordan girer ve genel ambiyansa göz attıktan sonra sağa doğru dönmeye eğilimlidir. Rahatsız olmadan, doğal vücut hareketi ile döneceği açı 45 derecedir. Bu yumuşak bir dönüştür. Ana koridora 90 derece gibi sert bir açıda koridorlar oluşturmak rahatsız edebilir. Müşteri ana koridordan ara bir koridora girdikten sonra ilgisini çeken ürüne baktıktan sonra ana koridora geri dönmeye eğilimlidir. Oysa ilgisini çeken bir üründen sonra başka hedefler koyarak reyonları gezmesi sağlanmalı. Mağaza içindeki koridorlar müşteriye, mağazanın her yerini gezdirecek şekilde tasarlanmalı. Bunun için stantlarda, masalarda ve duvar ünitelerinde ‘odak noktaları' oluşturmak gerekir.
Mağaza çok katlı ise, girişte basit bir anlatımla çizilmiş kat planı çok işe yarar. Ayrıca mutlaka asansör ya da yürüyen merdiven işaretlendirmeleri olmalıdır. Mağazaların giriş katlarının daha çok gezilmesi ya müşterinin diğer katları fark etmemesinden ya da çoğunlukla merdivenlerden çıkmaya üşenmesindendir. Yürüyen merdiven ve asansör işaretlendirmeleri ile müşteri yönlendirilmeli.
Aslında bize görsel mağazacılıkta yol gösterecek şey; empati. Müşteri farklı biri değildir, hepimiz müşteriyiz aynı zamanda. Kendi sezgilerimiz ve algılarımız bize rehberlik edebilir. Hangi mağazalardan keyifle alışveriş yapıyoruz?
Hangilerine mecbur kalmadıkça gitmiyoruz?
Hangilerinin kapısından içeri girmek istemiyoruz?
Elbette kişisel zevkler ve seçimler farklı ama temelde herhangi bir mağazayı tercih etme sebebimiz aynı.
Bir mağazaya girdiğimizde bir yaşam tarzı görmek isteriz.
Ürünlerin sunumunda temalar yani yaşam tarzları oluşturmak, farklı kategorilerden ürünleri bir araya getirmek, ürünlerin aynı anda algılanmasını sağlar. Bu yaşam tarzı hoşunuza gider ya da sizin tarzınızla uyumlu ise, ürünün kendi hayatınızdaki yeri ile ilgili bir fikir oluşur.
Örneğin; bir nevresim takımı sunumu, abajur, terlik, gecelik, yatak tepsisi, tabak, fincan gibi çok farklı kategorileri bir arada sunmanıza olanak verir. Kullandığınız tüm objeler birbiri ile uyumlu olmalı ki birlikte de satılabilsin. Aynı anda tüm bunları görüp kendi yaşantımızla ilgili sıcak bir bağ kurarız. Bu da satışa giden temel yoldur.
Unutmayın, satışla sonuçlanmayan görsel düzenlemeler başarılı sayılamaz.
İnsan gözü dikeyi, yataydan daha kolay algılar. Çünkü gözün odak noktası dikeydir. Bunu kolayca test edebilirsiniz. Karşınızda dikey bir hedef seçin. Önce sağ gözünüzü kapatıp diğerini açık tutun, sonra da sol gözünüzü… Dikeyde seçtiğiniz hedefi her iki şekilde de rahatlıkla görürsünüz ancak yatay görüş sağ ve sola doğru bulanıklaşır.
İşte burada başarılı bir görsel sunumun en önemli ipuçlarından biri ortaya çıkıyor. Renkli ürünlerden oluşan bir reyon düzenliyorsanız, aynı renkleri yatay değil, dikey sergilemelisiniz. Peki, bu durumda hangi renkler yan yana gelecek? Mağazanın girişine göre önden arkaya doğru koyulaşan renkler olmalı. Bu, mağazanın perspektif görüntüsünü güçlendirir. Yani en açık renklerden başlayıp, en koyu renklerle bitirmeliyiz. Bu sergilemede kırmızıyı olabildiğince ortalara yakın konumlandırırsanız, uzaktan bakan bir göz bu reyonu bütünü ile algılayacaktır ve ilk bakışta, rahatsız olmadan renk çeşitliliğini hissedecektir. Bu durum bu ürünleri satın alma sürecinin başlangıcıdır. Alışveriş yapmaya niyeti olmayan bir müşteri bile bu şekilde düzenlenmiş bir reyondan etkilenecektir. Görsel hafızasına kaydettiği bu görüntü, o ürüne ihtiyaç duyduğunda mağazanıza tekrar gelmesini teşvik edecektir. Müşteri mağazaya tekrar geldiğinde benzer bir düzeni ve estetiği mutlaka görmeli. Burada satış danışmanlarına ve mağaza görsel düzenleme sorumlularına iş düşüyor. Dağınık, pis ve kötü yerleştirilmiş bir reyon müşterileri uzaklaştırır. Kim böyle bir reyondan alışveriş yapmak ister ki?
Işıklandırma ürünün sunumunda ve doğru algılanmasında çok önemlidir. Yetersiz ya da yanlış ışıklandırma, ürünün renginin, modelinin yanlış anlaşılmasına neden olur. Yanmayan bir spot görüntüde kesinti yaratacağı için dikkat çeker. İnsan gözü bütünü algılar ve görüntüde kesinti yapan en ufak detay rahatsız edicidir.
Mağaza içinde satılan ürünlerle bağdaşabilecek yumuşak bir müzik çalmak isabetli olur. Spor giyimin satıldığı bir mağazada jazz çalmak doğru olmaz ama puro ve türevi ürünlerin satıldığı bir mağaza için uygun olabilir.
Koku dekorasyona ambiyans katan etkili bir elemandır. Araştırmalar, Amerika'da elmalı turta ve tarçın kokularının müşterinin mağazada daha çok kalmasını ve sonuç olarak satışı arttırdığını ortaya koyuyor. Brezilya da ise kahve kokusu etkileyici geliyormuş. Türk müşterisi hangi kokulardan hoşlanır diye düşünürsek; karanfil, acı badem, çam ve limon olabilir. Pastane, kafe ve içinde kafe bölümü olan mağazalar içinse vanilya, mahlep veya tarçın çok cazip olacaktır.
Görsel mağazacılık tüm bu öğelerin birleşimi ile kendini ifade eder. Her bir öğe birbirine uyumlu ve başarılı bir şekilde uygulanırsa mağazanızda harikalar yaratacağına şüpheniz olmasın. |