Menü

Mankenlerin Tarihi

Mankenler binlerce yıldır etrafımızda olmasına rağmen mağaza vitrinlerinde yer almaları daha yakın zamanlarda olmuştur. Görünüşleri için endişelenen Kral ve kraliçelerin (firavunlar gibi) bedenlerine uygun giysi modelleri vardı. Saray terzileri bu formları giysilerin sergilenmesi ve dikilmesi sırasında kullanır ve provalarda oluşabilecek herhangi bir aksiliği önlerdi.
Bu ilkel giysi modellerinin ortaçağdan sanayi devrimine kadar gösterdiği gelişim bu dönemlere ait kayıtların az olması ve müzelerde örneklerine hiç rastlanmamasına bağlı olarak pek bilinmemektedir. Sazdan yapılmış mankenler 1700’lerin sonlarında vardı ve büyük olasılıkla dolgu malzemesi ve deri ile doldurulmuştu. Telden yapılmış örnekler 1835 yılında görülmesine karşı henüz vitrinlerde yer almıyordu. Vitrin camlarının, flaman lambalarının ve dikiş makinelerinin bulunmasıyla mankenler hızla vitrinlerde yer almaya başladı. 1880’lerde perakende mağazaları cam ile donanırken, sokak lambaları da ortaya çıktı. Dikiş makinelerinin gelişimi hazır giyim ürünlerinin büyük miktarlarda üretilmesine sebep oldu. Bu arada Sanayi Devrimi daha önce asiller ve büyük arazi sahiplerinin elde edebileceği moda giysileri satın alabilecek bir orta sınıf yarattı. Daha çok perakende mağazası açılırken, dükkân sahipleri son moda ürünlerin teşhiri için mankenlere ihtiyaç duydu.
Bu ilk mankenler balmumu, tahta, ağır kumaştan ve ayakta dik durabilmesi için ayakları demirden yapılırken onlara şekil vermek için kartonpiyer ve testere talaşı kullanıldı. Sonuçta ortaya pahalı, çok ağır ve elde dilmesi zor bir ürün çıkmıştı. Buna rağmen yeni bir yüzyıla girerken mankenler sonradan görsel alışverişe dönecek olan vitrin süslemesi sanayinin ortasında yer aldı.
Geniş camlarının arkasında son modayı üzerinde taşıyarak kalabalıkları kendine hayran bırakan mankenleriyle büyük mağazalar hızla gelişirken, vitrin düzenleyicilerini de daha sanatsal ve kullanışlı uygulamalar için teşvik etti. Mankenler yavaş yavaş cam gözleri, gerçek saçları ve yüz ifadeleri ile daha gerçekçi bir görünümle ortaya çıktı.
Birinci Dünya Savaşı milyonlarca Avrupalı erkeği savaşa yollarken, geride erkeklerin işlerini üstlenen kadınları bırakmıştı. Bu da beraberinde kadınların giysilerinde de bir devrime sebep oldu. Kadınlar büstiyerlerini, geniş kasnaklı elbiselerini bir kenara bırakıp daha rahat bir çizgiyi seçtiler. Mankenler de yavaş yavaş daha yumuşak ve gerçekçi hatlara sahip oldular. Bu Lester Gaba’nın 1930’larda ortaya çıkmasına kadar sürdü.
Lester Gaba bir sabun heykeltıraşıydı. New York’taki büyük bir mağaza ondan sabunla elde edebileceği kalite ve detaya sahip bir malzemeyle üretebileceği mankenler istedi. O da alçıdan daha sonra Gaba Kızarı adıyla tanınacak 6 tane çarpıcı örnek oluşturdu. Her bir mankene ayrı bir isim verilirken, bu mankenler güzel giysi ve mücevherleriyle prestijli bir otelde verilen partiye katıldılar ve New York sosyetesi onlara bayıldı. Kültürlü kesimler de gittiği her yere Cynthia adını verdiği mankeni de götürmek gibi değişik huyları olan bu adamı sevmişti. Cynthia dirseği dizinde, elinde sigarası, taksiyle dolaşıp ile bir kutunun içinde opera, Stork Club ve birçok ünlü partide boy gösterdi. Halkın ilgisi inanılmazdı ve mağazalar yeterli miktarda Gaba Kızlarından veya taklitlerinden bulamıyordu. Ekonomik Kriz ve 2.Dünya Savaşı sıkıntıyı da beraberinde getirdi. Mağazaların vitrinleri kasvetli, mankenleri de melankolik ve endişeli bir görünüm almıştı. Savaşın bitmesiyle,1940’ların sonlarına doğru mankenler eski mutlu, zengin görünümlerine kavuşurken bazıları adeta mutluluk saçan gülümsemeler taşıyorlardı. Erkek mankenler daha rahat görünürken, bazılarının dudaklarının arasına pipoları için yer bile vardı.
1950’lerde yeni malzemeler kullanılır hale gelirken,60’ların sonlarına doğru büyük çapta fiberglas üretimiyle plastik mankenlerin yapımı gerçekleşti. Teknolojideki gelişmeler ile mankenler üzerinde çalışan sanatçılar hayal güçleriyle değişik dizaynlar üretebilir ve ancak yaratıcılıkları ile sınırlanabilirlerdi.