Menü

 

Hayri Güzel ile söyleşi

“Vitrin tasarımcısı kendi düşüncesini ortaya koyar ve beğeniye sunar. Biz ekip çalışması ile en doğruyu ortaya koyuyoruz. Bizim özgürlüğümüzü kısıtlayan tek şey Türkiye deki malzemelerin eksik oluşu. Örneğin yılbaşında kullanacağımız en önemli malzeme ışık. Bun bunu tasarlarken Türkiye’deki malzemeleri göz önüne alarak tasarlamak durumunda kalıyorum.

VİTRİN: : Sizce vitrin nedir ve nasıl olmalıdır?
H. Güzel: Vitrin tüm güzelliklerin yansıtıldığı bir yerdir. Vitrin sizin bilginizin, görgünüzün ya da firmanın ürününün yansıtıldığı bir yerdir. Ancak vitrine konulan ürünler raftan alıp oraya koyulmamalıdır. Bir sihirli el onu çekici bir hale getirmelidir. Vitrin firmanın kişilik verildiği alandır. O sihirli eller onu çok kötü de gösterebilir çok çekici hale de getirebilir. Vitrine koyulan bir ürün müşteriyi mağaza içine çekebiliyorsa o vitrini yapan el başarılıdır. Vitrin ürünün teşhir edildiği sahnedir ve oraya konulan ürün müşteriyi mağaza içine çekebilmelidir.

VİTRİN: : Siz 41 yıldır bu işle ilgileniyorsunuz. O yıllardan bu güne vitrincilikte neler değişti kısaca bize özetleyebilir misiniz?
H. Güzel: Kırkbir yıldır ürünü en güzel biçimde sergileme mantığı asla değişmedi. Ancak anlayış değişmektedir. Bir ara konulu vitrinler yapıyorsunuz, bir mekân canlandırıyorsunuz o mekan içinde ürünlerinizi teşhir ediyorsunuz. Dönem geldiğinde vitrine koyduğunuz dekor o vitrinin önüne geçiyor, halbuki siz ürününüzü göstermek istiyorsunuz. Bizim dekoru gösterme lüksümüz yok, benim ürünüm başlı başına bir değer, ürünü ön plana almak gerekiyor diyorsunuz. Bu mantık dönem dönem değişiyor. Stilistler diyor ki; benim ürünümün yanında bir dekora ihtiyaç yok. Ama ne var ki bazı dönemler yılbaşında olduğu gibi konuyla ilgili bir şeyler yapmak zorundasınız. Sezon başlarında bir şeyler yapmak zorundasınız.
Her sene değişen objeler ve renkler vardır ürünün yanında onları da seçmek zorunda kalıyorsunuz. Geçen yıllar içerisinde hep bunları yaşadık.


VİTRİN: Moda tek merkezli bir olgumudur. Yoksa toplumların kendi içinden çıkan bir yapımıdır?
H. Güzel: Benim bildiğim kadarıyla modacılar ürünlerini sokaktaki kişilerin ürünlerinden esinlenerek ortaya çıkartırlar. Bu İtalya da ya da Fransa da farklı biçimde sergilenir. Çıkış noktası sokaktır diyebiliriz.


VİTRİN: Bu cevaptan yola çıkarak şu soruya nasıl yanıt bulabiliriz? Türkiye’deki vitrinler kendi sokağından yani kültüründen mi ortaya çıkıyor yoksa batıdan mı esinleniyoruz.
H. Güzel: Tabi batıdan esinleniyor… Peki nasıl olmalı? Tabi batıdan esinlenmemeliyiz. Kendi bilgimizi ortaya koymalı ve taklitçilikten çıkmalıyız. Türkiye’de de çok güzel repertuarlar var, çok güzel şeyler üretenler var. Yani bizim taklit etmeye bir nedenimiz yok, yalnız dünya modası ile bütünleşmemiz için onların neler yaptığını bilmemiz gerekiyor. Bilmeliyiz ki o yakalanan çizgiyi kendimiz yorumlayarak Türkiye de uygulamaya koyalım. Bire bir kopya etmek anlamında değil bu. Bu yılın renkleri yeşil mi mavi mi bunu nereden öğreneceğiz? Tabi ki batıdan! Ama taklitçilikten çıkmalıyız. Mecbur değiliz batıyı taklit etmeye.
Onlarla aramızdaki fark onların malzemeyi daha kolay buluyor olması. Onun dışında Türkiye de gerçekten büyük yetenekler var.


VİTRİN: Tasarımcısı kendi yapacağı vitrin konusunda ne kadar özgürdür?
H. Güzel: Elbette ki özgür olmalıdır. Yaptığı işi kendi bilgisine göre üretmeli. Ama bu her yerde böyle değil. Bizde bir ekip çalışması var. Aslında da böyle olmalı… Doğru olan da bu. Stilistler bize modanın ne olduğunu, renklerin ne olduğunu anlatıyor. Biz onların anlattıklarından bir şey üretmeye çalışıyoruz. O ürettiğimiz şeyleri stilistlerle arkadaşlarla oturup paylaşıyoruz. Bir yere geliyoruz oradan da dekoru çıkartıyoruz.

VİTRİN: Buradan şu anlayışta çıkıyor mu? Vitrin tasarımcıları kendi yapacaklarını uygulamaya koyarken mağaza sahiplerinin müdahalesiyle mi karşılaşıyor.
H. Güzel: Hayır, hayır, kesinlikle… Vitrin tasarımcısı moda neyse onu yapmak zorunda… İşin doğrusu tasarımcı, kendi düşüncelerini moda ile birleştirerek yapmalı. Öyle bir şey olsa ben kar yağarken vitrinin içine alakasız bir şey koyamam. Yani vitrinde yazı anlatamam. Tasarımcı özgürce düşündüğünü ortaya koymalı. Sezona göre, mevsime göre hareket etmek zorunda. Vitrin tasarımcısı kendi düşüncesini ortaya koyar ve beğeniye sunar. Biz ekip çalışması ile en doğruyu ortaya koyuyoruz. Bizim özgürlüğümüzü kısıtlayan tek şey Türkiye deki malzemelerin eksik oluşu. Örneğin yılbaşında kullanacağımız en önemli malzeme ışık. Bun bunu tasarlarken Türkiye’deki malzemeleri göz önüne alarak tasarlamak durumunda kalıyorum. Bu yüzden Avrupa’daki tasarımcı bizden çok daha şanslı ve İstediğini anında bulabilme olanağına da sahip.
Ama sonuçta biz istediğimiz malzemeyi dünyanın neresinde olursa olsun bulabiliyoruz.
Vitrin Dergisi: Hayri bey, dünyada takiip ettiğiniz vitrin tasarımcısı var mı?
H. Güzel: Vitrin tasarımcısı demeyelim de vitrinler var, markalar var. Ancak şunu söyleyebilirim ben ‘Dior’ u takip ediyor ve seviyorum Dior derken tabi ki eskisini söylüyorum. Onu seyrederken bir sanat eseri seyrediyor izlenimine kapılıyorsunuz. Ben o Dior’dan bahsediyorum şimdi ki Dior da mükemmel ama eskisi gibi olmadığını düşünüyorum. Sonra Gucci tartışılamaz. Ve bir de New York ta Berging Gudman.o da mükemmel. O tiyatral bir dekor hazırlayan firma.


VİTRİN: Görsel tasarım anlamında Avrupa mı çok etkili yoksa ABD’nin mi etkisi daha fazla?
H. Güzel: Bence Avrupa daha etkili ama Avrupa’yı da Amerika’yı da bir birinden ayırmamak lazım Aslında hepsi bir bütün. Bugün bir Gucci Paris’te nasılsa, New York’ta da aynı…
VİTRİN: Kumaşa nasıl hayat veriyorsunuz? Bunu söylerken sizin bunu mükemmel başardığınızı biliyoruz Ürünün üzerinde oynamanız farklı ama bizim gözlemlediğimiz sade bir kumaşa hayat vermeniz onu şekillendirmeniz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
H. Güzel: Bir yerde tasarımcılık yapıyorsunuz. Kumaşı aldığınız zaman o sizi bir yere yönlendiriyor. İpekli bir kumaşsa bir gece elbisesine yönlendiriyor. Yünlü bir kumaşsa başka bir şeye yönlendiriyor. Yani kumaşın cinsi sizi yapacağınız tasarıma yönlendiriyor. Kumaş sizin hayalinize nasıl bir ürün getiriyorsa onu yapmaya çalışıyorsunuz. Bunu yaparken kesmeden biçmeden sadece toplu iğnelerle… Örneğin geçen yıl tafta kumaştan böyle bir tasarım yaptım üzerlerini taşlarla zenginleştirdim. Bütün mağazalarımıza aynısından yaptım. Ve tüm mağazalarda vitrindeki o kumaş elbise zannedilerek satın alınmak istendi. Hiç kimse onun dikili olmadığına inanmıyordu. Yani tasarımı yaparken malzeme sizi yönlendiriyor. Tabi ki sizin de bir beceriniz olması lazım. Bu sabır isteyen bir iş… Yirmi yedi tane mağazaya konulan tasarımın üzerinde binlerce taşı tek tek yerleştirdim. Elbette ki biz markayı temsil ediyoruz. Vakko markasını taşımanın ayrı bir yükümlülüğü var. Onu dikkate almak durumundayım.


VİTRİN: Bu mesleği ülkemize ilk getiren birisi olarak, işe yeni başlayan tasarımcı gençlere neler tavsiye ediyorsunuz?
H. Güzel:: Önce işlerini çok sevmeleri gerektiğine inanıyorum. Tabi sevme de yetmiyor. Kendi becerisi de olmalı. İstek ile yeteneğin bir arada olması lazım. O oldu mu başarılı olmamaları için hiçbir sorun yok. İstek, sevgi, yetenek tabi ki sorumluluk. Sorumlu olma hissini duymuyorlarsa başarılı olmaları asla mümkün değil. Sevgi ve yeteneğin yanında sorumluluk başarının anahtarıdır.
Örnek olarak söyleyeyim daha bir yıl sürem olmasına rağmen önümüzdeki yılbaşının vitrinini yapma sorumluluğunu şu an hissediyorum. Neler olmalı diye düşünüyorum.
Şunu da belirteyim ki fuarlar vitrin için çok önemli, fuarları gidip görmemiz gerekiyor. Dünyadaki gelişmeleri ancak oradan takip edebiliyoruz. Bu işle ilgili herkesin Fuarlara mutlaka gitmeleri gerekiyor.
Sizlere bir örnek vereyim benim iki kardeşim var ikisi de ressam. Ancak birisi somut birisi soyut resim yapıyor. Ağbim bir objeyi olduğu gibi en ufak detayına kadar çalışır. Kardeşim ise içinden geleni yansıtır. Ağbim on saat uğraşır kardeşim on dakikada yapar. Ama on dakikada yapılan resmin değeri var. Burada ben nerdeyim? Ben de ortadayım galiba. Soyut ve somut arasındayım. Yani içten geleni yapmak gerekiyor. Gençlere içlerinden geldikleri şeyi dışarı yansıtmalarını tavsiye edebilirim.


VİTRİN: Vakko’nun vitrinciliğe katkısı nedir?
H. Güzel: Türkiye’de vitrinde başlangıç noktası Vakko’dur. Ama şimdi bütün firmalar bunun ciddiyetinde. Şimdi diğer firmalar da yapıyor ama başlangıçta ilk vitrini ortaya koyan Vakko’dur. Bunu diğerleri yapamıyor anlamında söylemiyorum. Çok güzel vitrinler ortaya konuluyor. Ben öncü olarak söylüyorum bu işin öncülüğünü Vakko yapmıştır.


VİTRİN: Mesleğinizin zor yanları nelerdir?
H. Güzel:Bu meslekte ben yoruldum diyemezsiziniz sorumluluğunuz buna elvermez. Bir markanın, Vakko gibi bir markanın sorumluluğunu üstlenmişseniz asla yoruldum diyemezsiniz. Ben günlerce eve gitmediğimi biliyorum. Önce bir beyin çalışması var, sonra hayata geçirme çalışması başlıyor. Örneğin bu yılbaşı vitrinleri için 40 günlük bir beden çalışması gerekti. Tüm mağazaları geziyorsun ortada bir program var ona uymak zorundasın Ankara’ya iki gün ayırmışsan onu iki günde bitirmek zorundasın. Çünkü diğer mağazalara da gitmek gerekiyor. Ama işini seviyorsan ona karşı sorumluluk hissediyorsan bu yorgunluğu asla hissetmezsin.

VİTRİN: Hayri bey, son olarak bir soru daha yöneltmek istiyoruz. 41 yıldır bu mesleğin içerisindesiniz. Bu süre içerisinde mesleğinizle ilgili en ilginç bir anınızı Vitrin okuyucuları ile paylaşır mısınız?
H. Güzel: Aklıma geldiğinde hala tüylerimi diken diken eden bir anım var. Sizlerle onu paylaşayım. Bir gün vitrindeyim ve yeni bir tasarımı hayata geçirmeye çalışıyorum. Deniz ve iskele görünümü vererek bir sahili canlandırmaya çalışıyorum. O arada burada martıların da olması gerektiğini düşündüm. Bu tasarımın içerisinde mutlaka martılar da olmalı diye kendi kendime söylendim. Tam o arada arkaya dönüp dışarıya bakma ihtiyacı hissettim. Gördüğüm manzara karşısında donup kalmıştım. Vitrinin dışında bana bakan bir adam ve elinde martılar vardı. Bu olayı asla unutamam. Belki onu daha önce düşündüğümü ve bilinçaltına yerleştiğini söyleyebilirsiniz. Haklısınız… Daha önce onu görmüş olduğum ve vitrine martı koyma isteği bu şekilde oluştu diye kendimi şartlandırdım. Ama buna kendimi asla inandıramadım. İnanın ki elinde martı bulunan o adamı daha önce hiç görmemiştim. Hemen dışarı çıkarak vitrinde bulunması gereken martıları o adamdan aldım. Bu anımı hiçbir zaman unutamıyorum.

VİTRİN: Hayri bey bu sıcak söyleşi için size teşekkür ediyor ve çalışmalarınızın aynı güzellikle devam etmesini diliyoruz.
H. Güzel: Ben de size teşekkür ediyorum. Türkiye’de ilk vitrinciliği Vakko ile hayata geçirdiğimiz gibi siz de bir ilki gerçekleştiriyor ve ilk vitrin dergisini yayın hayatına koyuyorsunuz. Vitrinciliğin gelişmesi açısından çok yararlı olacağına inanıyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.